Bir Yürek, İki Dünyanın Arasında
Eden, Kürt bir süryani köyünde büyüyen, ailesinin değerlerine derin bir şekilde bağlı bir gençti. Küçüklüğünden beri, doğduğu yerin ritmi ve farklılıklara olan derin bağlarıyla büyüdü; dağların sararmış çimenlerine, kuytu sokaklarda yankılanan kadim çan sesleri, ve gözlerinde her zaman bir hikaye barındıran insanlarına aşina oldu. Ancak, içinde yaşadığı dünyadan çok farklı bir gerçekliği vardı. Bu, başkalarına açıklamaktan korktuğu, içinden çıkamadığı bir duygu, inancı kadar karmaşık bir kimlik arayışıydı aslında.
Zaman, onun için bir bir kum saati kadar ağır akarken, hayatında yaşadığı değişimler onu büyütmüştü. Eden, aşkı hiç beklemediği bir şekilde, köyün dışında, şehre okumaya gittiğinde üniversitede ansızın zeytin tanesi kadar parlak bir çift gözde tanıdı. Kawa, onun gibi Kürt bir aileden geliyordu, ancak farklı bir dünyaya açılmanın hayalini kurarak büyümüştü. Kawa, açık fikirli ve şehirli bir ruhu taşıyor, farklı kimliklere saygı duyan, insanları olduğu gibi kabul eden biriydi. Eden, Kawa'nın bakışlarındaki saf anlayışı ve gülüşündeki huzuru ilk gördüğünde, dünya bir anlığına durdu. O andan sonra, ne dağlardaki kadim kiliseler, ne kuytu sokaklar, ne de kasaba havası, hiçbir şey ona aynı gelmedi.
Ancak, bu aşkın yolunda taşlar vardı. Eden, içindeki bu yeni duyguyu bir sır gibi sakladı, çünkü ailesi ve köydeki insanlar için bu, sadece bir hayal kırıklığına yol açabilirdi. Ailesinin muhafazakâr değerleri ve toplumun tutucu bakış açıları, onun dünyasına sığmıyordu. Ne Kawa'nın varlığı, ne de birbirlerine duyduğu sevda, kabul görür müydü?
Eden, bu duyguyu uzun süre içinde taşıdı. Kawa'ya yaklaşmaya cesaret edemedi, ama her geçen gün içindeki bu tutkuyu biraz daha büyüttü. Birlikte geçirdikleri birkaç an, o kadar değerli ve kıymetliydi ki; sanki bir ömrü kapsıyordu.
Bir gün, köydeki büyük bir etkinlik sırasında, Eden'in hayatı bir kez daha altüst oldu. Kawa, şehirdeki bir arkadaşının önerisiyle, köye gitmeye karar verdi. "Belki de burada, seni ve ailenin değerlerini daha iyi anlayabilirim," demişti. Eden, Kawa'nın bu önerisini korku ve heyecan içinde kabul etti. Bir yanda, aşkını haykırmak, diğer yanda ise toplumun yargılarına ve ailesinin öfkesine katlanmak zorunda kalma düşüncesi vardı.
Eden, Kawa'yı köydeki geleneksel bir düğünde ailesiyle tanıştırmaya karar verdi. Ama her şeyin dışarıdan göründüğü gibi olacağına inanmıyordu. Düğün, köyün en büyük etkinliğiydi; bir araya gelen insanlar, yerel halkın kültürünü yaşatıyordu. Geleneksel işlemeli gömleğiyle uyumlu giysileriyle Eden, Kawa'nın yanındaydı. Ancak bu ortamda, kimliklerinin ortaya çıkması, birden fazla katmanı ve tehlikeyi de beraberinde getirdi.
Eden, düğün alayına doğru ilerlerken sıkıca Kawa'nın ellerini tuttu. İnsan kalabalığın içinde yürürken, sırtlarında bıraktıkları bakışlar birikerek Süphan dağı gibi yükseliyordu. Biraz ilerlediklerinde, bir el Eden'i sıkıca tuttu. "Bu, bizim geleneğimize uygun değil," dedi. "Senin kimliğinle ilgili bilmediğimiz bir şey mi var? Ailene ve köyümüze hakaret mi ediyorsun?"
Eden, bu sorunun karşısında ne söyleyeceğini bilemedi. Ailesi de oradaydı, gözlerinde bir korku vardı. Eden'in elleri, korkuyla titriyordu. İçinde, kalbinin çırpınışı da hızlanıyordu. Bir yanda aşkı vardı, diğer yanda ailesinin ve toplumun sert yargısı. İki aşık korkuyla düğün alayı arasında gözden kayboldu. Tıpkı toplumun yargıları arasında kaybolmaya yüz tutmuş milyonlar gibi...
Eden, ertesi sabah, Kawa'yı görmek için buluşmaya karar verdi. Fakat, bir zamanlar güvenle bakabildiği dağ köyü, artık bir prangaya dönüşmüştü. Kawa, gözlerinde bir endişe, ama aynı zamanda bir özgürlük arayışıyla Eden'e baktı.
"Eden," dedi, "Gerçekten, kim olduğunla barışabilirsin. Ama bu dünyada yaşamak zor. Kendi yolumuzu bulmalıyız. Ailelerimiz, inançlarımız ve kimliklerimiz arasında sıkışıp kaldık. Ama biz de insanız, onlar gibi sevgimizin derinliklerinde nefes almayı öğrenmeliyiz."
Eden, gözlerinde bir nebze hüzünle, ama aynı zamanda bir umudu taşıyarak başını salladı. "Belki de... bazen, gerçek bir aşk, en büyük savaşımız olmalı. Ama ne yazık ki, insanlar değişmeye hazır değil."
Ve orada, iki genç arasında, hem kimliklerini hem de aşklarını sorgulayan bir sessizlik vardı. Belki de dünya henüz değişmemişti. Ama belki de, bir gün değişecekti.
Efrayim

Yorumlar
Yorum Gönder